Dost, iyi günde belli olur

İnsan paylaşımcıdır. Selam verir emniyeti paylaşır. Ticaret yapar rızkı paylaşır. Meslek sahibi olur hayatı paylaşır. Başkalarıyla birlikte olur vakti paylaşır. Bir şeyler öğretir bilgiyi paylaşır. Yani her fırsatta başka insanlar ile bir paylaşım içerisindedir. Bu ya bir güzelliğin paylaşımıdır ya da bir olumsuzluğun. Ya iyi zamanların veya kötü zamanların; ya mutlu vakitlerin ya da mutsuz anların paylaşımıdır. Paylaşır, bölüşür, dertleşir insan. Fıtrat temayülü bu şekildedir. İçindekini ve içinde bulunduğu hali birileriyle paylaşmak durumundadır. Bu onun sağlıklı bir bünyeye sahip olması için de gereklidir. Dolayısıyla başkalarıyla bir şeyleri paylaşmak zorunda olan biri, bir başkasının ‘paylaşalım’ talebini adabına uygun şekilde kabul etmek ve onun sıkıntılarına, acılarına ya da mutluluklarına ortak olmak ile yükümlüdür. Bu durum dostluk, arkadaşlık ve yakınlığın kriterlerini de oluşturur ancak bunları bir başına belirlemeye yetmez. Yani dost, acılı günde belli olmayabilir.

 

Herkes bir şekilde birilerinin acısını paylaşmıştır. Yakınlarını kaybeden tanıdıkları olduğunda taziyelerinde bulunmuş, hastalananların ziyaretine gitmiş, sıkıntısı olanların yanında yer almıştır. Yani yakınlığı ve samimiyeti nisbetinde yüreklerindeki yükün bir kısmını kendi yüreğine almış, onların yükünü, acısını, sıkıntısını kısmen de olsa hafifletmiştir.

 

Birinin acısını paylaşmak onun acısını hafifletir mi? Elbette hafifletir. Sıkıntısını paylaşmak da öyle. Ancak sıkıntıyı paylaşmak bir anlamda mevcut durumu yeniden istişare etmek gibidir. Henüz yapılabilecek, müdahale edilebilecek şeyler vardır. Çünkü sıkıntı acıya dönüşmemiştir. Sıkıntıya düşen kişi, kendi şartları içerisinde ya eksik kavrayışı veya imkanlarının kıtlığı yüzünden sıkıntıyla karşı karşıya kalmış olabilir. Onun için sıkıntı olan bir başkası için, düşünmeye bile değmeyecek kadar basit bir şey gibi görünebilir. Bu bakımdan sıkıntıyı paylaşmak, başkalarının yeni yaklaşımlarla farklı alternatifler oluşturmasına da neden olur. ‘Kötü gün dostu’ olmak gibidir yani birinin sıkıntısını paylaşmak. Kimi sadece yanında yer alır. Kendisine güvendiğini ve sıkıntıyı aşabileceğine inandığını söyler. Kimi farklı çıkış yolları sunar, fikren yanında olur. Kimi de hem madden hem fikren sıkıntısını aşmasını sağlayacak adımlar atar, destekler verir.

 

Oysa acının paylaşılmasında durum biraz daha farklıdır. Artık acının özüne dair müdahil olunabilecek bir durum sözkonusu değildir. Çünkü acı, ölümle eşanlamlı kabul edilir ve artık yapılabilecek bir şey kalmamıştır. Ölüm, geçici bir ayrılık şeklinde algılansa da, acıyı ve ateşi yüreklere düşürür.

 

Ateş, düştüğü yeri yakar. Doğru. Ancak bir yakınını kaybetmiş, yüreğine ölüm ve ayrılık acısı düşmüş kişi, taziyesine gelenlerle geçirdiği zaman içinde kalbindeki acıyı tamamiyle hissetmez. Birliktelik, acının paylaşılmasını sağladığı gibi, daha az hissedilmesini de sağlar. Ne zaman acılı yürek sözümona yalnız, bir başına kalır, akşam başını yastığına koyarsa, yüreği daha çok yanar, canı daha çok acır. Böyle olsa da, bu katlanılamayacak bir durum değildir. Yaratıcı hiç kimseye gücünün ve takatinin üzerinde bir yük yüklememiş; aksine her duruma dayanabileceği kadar sabır ve tahammül gücü vermiştir. Hüzünlü günlerin üzerinden belli bir vakit geçtikten sonra, yakınlarını kaybetmiş birçok kişinin, ‘bu acıya nasıl dayanacağımı bilmiyordum, ama Allah bir dayanma gücü, bir metanet verdi’ dediğine çok defa şahit olmuşuzdur.

 

Bu gücü muhafaza edemeyenler de vardır. Ancak onlar Allah’ın onlara verdiği, sıkıntı ve acıyı göğüslemeye yetecek kadar gücün bir kısmını geçmişe, bir kısmını geleceğe harcayarak içinde bulundukları anla ilgili kendilerini zayıf düşürmüş oluyorlar. İnsanın bu özelliği dikkate alındığında, acısını paylaşmak, gerçek manada önem arzediyor. Dolayısıyla acıyı paylaşmak demek, çoğunlukla insanın kendisini zayıf düşürdüğü bir zamanda onu, yakınlığına göre acısından pay alarak desteklemek demektir. Acı gerçek manada paylaşılır mı? Paylaşıldıkça azalır mı yoksa hiç azalmadan, karşı tarafta da makes bularak artar mı? Acı, elma gibi mi yoksa bilgi gibi midir? Yani paylaşıldığında bir taraftan eksilir mi yoksa artar, çoğalır mı? İkisi de değil. Üçüncü bir durum var sanki acıya mahsus: Acı paylaşıldıkça azalır. Evet, acı paylaşıldıkça azalır. Bu azalma, daha çok, acılı yürekle geçirilen zamanın, acının keskin bir şekilde hissedilmesini engellemesi şeklinde olur.

 

Acıyı paylaşanların bir kısmı, bunu yüreğinde olgunlaşmış olarak yapar, ateşi yüreğinde hisseder. Bir kısmı da, insan olarak bulunmak gerektiğine inandığı için acılı yüreğin yanında olur. Acıyı anlar ve yürekteki ateşin hararetini hisseder. İlki olayın etkisini bir müddet daha taşır, ikincisi ise ortamdan ayrıldığında olayın etkisini üzerinden atabilir. Acı sahibinin yakınlığına bağlı olarak gerçekleşen her iki durum da mühim ve önemlidir. Toplumsal bilinç bu ayırda rahatlıkla varabilir.

 

Kaldı ki, insanlar sadece tanıdık kimselerin acısını paylaşmazlar. Tanımadığımız kişilerin acıları da bizi etkiler. Annesini kucağında kaybeden bir çocuğun fotoğraf kareleri etkiler bizi. Arkasına sakladığı çocuğunun bir kurşuna hedef olduğunu gören bir babanın durumu da öyle. Etkilenmemek için tanımamak değil, insan olmamak kafi. Çünkü her insan, kendinde aynı acılara tekabül edebilecek hislere sahiptir. Empati yaptığında, kendini o çocuğun ya da o babanın yerine koyduğunda, o fotoğrafta kendinden bir şeyler bulur. Bu yönüyle acıyı paylaşmanın insana, insan olduğunu hissettirebilecek mühim bir yönü vardır. Ve bu da önemlidir.

 

Sıkıntı ve acılı günler, insanların kötü günleri olarak nitelendirilirse, iyi dostun, kötü günde belli olmayacağı söylenebilir. Zira acılı yüreğin yanında olmak için, sadece dost olmak gerekmiyor. Bunun için insan olmak yeterli. İnsanlar, aralarında bir düşmanlık sözkonusu değilse, her insanın acısını paylaşma eğilimindedirler. Bu bakımdan insanların acısını paylaşmak kolaydır. Buradan hareketle her acıyı paylaşanın dost olduğu ve dostluğunu belli ettiği şeklinde bir tespit kolaycılığına da düşmemek gerekir.

 

Dost, iyi günde belli olur. Çünkü insanların acısını paylaşmak, gerçek manada sevinçlerini paylaşmaktan daha kolaydır. Zordur sevinçleri paylaşmak. İçerisinde genel manada aidiyeti barındırmayan sevinçlerin samimi bir şekilde paylaşılması kolay değildir. İnsanın bir arkadaşının başarısını kendi başarısı gibi bilmesi, onun mutluluğunu, kendisi mutluymuş gibi hissetmesi zordur. Zordur, kendisi için istediğini, başkası için de istemek. Böyle olması, ciddi bir samimiyete bağlıdır. Başkasının başarısıyla, kendi başarmış gibi mutlu olmak, başkasının başarısızlığı karşısında üzgün olmaktan daha zordur. Kendisi için arzu ettiğini, bir başkası gerçekleştirdiğinde bunu sanki kendisi gerçekleştirmiş gibi sevinebilmek önemlidir. Çünkü böyle bir şeyi gerçekleştirebilmek için insanın nefsini özellikle kıskançlık, çekememezlik ve bencillik gibi arazlardan temizleyebilmiş olması gerekir. Bu arazlardan nefsini arındırmış kişi, gerçek dosttur. İyi günde olduğu kadar, kötü günde de yüreği ve bütün içtenliğiyle yanında yer alır dostunun. Dostluğunun her aşamasında içten ve samimidir.

 

Evet, iyi günde belli olur gerçek dostlar. İyi gün, bir turnusol kağıdı gibidir. Gerçek samimiyeti ve hastalıksız dostlukları ortaya çıkarır. Zira aynı ortamlarda başkasının iyi gününde yanında görünerek ondan nemalanan ve bu görüntüyü kendi lehine kullanmaya çalışan, ahlak erozyonuna uğramış ‘iyi gün dostları’, ya da zahiren sevinç ve mutluluk paylaşımında bulunuyor görünen hatta kardeşinin ve arkadaşının başarısını büyük bir kıskançlık hissiyle tebrik eden hırsları ruhlarını kemirmiş sureta dostlarla bir aradadırlar. Onların imtihanları kendileriyledir. Onlar kendilerini çok iyi bilirler. Aşikar kıldıklarını da, gizlediklerini de.

 

Onlar bilir kendilerini lakin mutlu gününde olan kişi dostlarını bilir mi? Feraset sahibiyse ve Allah’ın nuruyla bakıyorsa, elbette evet….

Bir Cevap Yazın