Dünya insandan çok çekti

‘İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.’ (Rum, 30)

Doğal bir tını su sesi. Dinlendiriyor insanı. Bir gevşeme, bir yumuşama hissi oluşturuyor. Gözlerini kapatıp rahatlayabiliyor insan dinlerken şırıl şırıl akan suyun sesini. Tüm gerginlik ve kasveti dağılıveriyor o an. Dinginleşiyor ve denizin sükuneti gibi çarşaf çarşaf oluyor ruhu. Üstelik psikolojik rahatsızlıkları tedavi etmede destekleyici bir yöntem olarak da kullanılıyor.
Kuş sesi de, ağaç hışırtısı da öyle. Çalgı sesi de. Telliler, üflemeliler.

Bir de insan sesi.
İnsan sözü.

Şöyle bir gözlerinizi kapatıp, loş ışıkta çalgıların geride, insan sesinin daha önde olduğu bir parçayı dinleseniz. Ya da gecenin karanlığını delerek dalga dalga yüreklerinize çarpan yatsı ezanını. Bir sükunet hissi sarmaya başlar ruhunuzu.

Tıpkı suyun sesini dinlerken hissettikleriniz gibi.
Ya da kendinizden geçercesine ‘hep konuşsa da dinlesem’ dediğiniz birinin tatlı bir sohbetine tanık olsanız. Ses tonu ve sözleriyle yüreğinizi okşasa. Duymaktan hoşlandığınız şeyler söylese. Gözlerinizi tebessümünü düşürmediği yüzünden alamasanız. Sesini duyduğunuzda rahatlayıverse içiniz. Hani sözün sihir olduğu söylenir ya. Yüreğinize sihirli bir dokunuşta bulunsa kelimeleriyle ve hareketleriyle. Ne kadar rahatlamış hissedersiniz kendinizi.

Huzurlu, mutlu, rahat ve sükunetli.
Ya da tam aksi olsa. Karşınızdaki bağırsa size. Kalbinizi kıracak sözler söylese, duyduğunuzda rahatsız olacağınız ifadeler kullansa, gördüğünüzde gerileceğiniz tavırlar sergilese, sizi hep olumsuzluklarla karşı karşıya bıraksa, bir girdaba soksa. Sesi kulaklarınızı aşıp ruhunuzu tırmıklasa. Her sözü tüylerinizi diken diken edip zehirli bir ok gibi kalbinize saplansa. Neler hissedersiniz?

Bir gerginlik, bir kasvet, bir hırçınlık hissi belki de. Hatta kasvetin ilerisine geçip bir çöküntü hali bile oluşturabilir bu durum sizde. Beden çöker, omuzlar düşer, bakışlar yerlerde gezinir. Kaşlar çatılır, sinirler gerilir, nabız hızlanır, dikkat ve ilgi dağılır gider. Düşünce ve konuşmalar olumsuzlaşır. Ruh büzüşür ve bedenin kimyası bozulur.

Birileri bu sırrı ortaya koyabilmek için, araç gereçlerini alıp deney yapmışlar. Önce bir kâsedeki donmuş suya güzel şeyler söylemişler. İyi şeyler, hoş şeyler. Bunları söylerken de su kristallerinin fotoğrafını çekmişler. Aman bir güzelleşme, bir genişleme, bir zenginleşme, bir mutluluk görüntüleri.

Sonra bir başka kâsedeki donmuş suya bu defa, rahatsız edici konuşmalar yapmışlar. Bağırmış, gürültü koparmışlar. Hakaret etmiş, kaba laflar söylemiş ve yine fotoğrafını çekmişler kristallerin. Bir büzüşme, bir gerginlik, bir kasvet hissedilmiş görüntülerde, bir kopukluk.

Çiçekler ile de yapmışlar benzer bir deneyi. Onlarda da aynı tepkiler: Genişleme ve büzüşme. İnsanda olduğu gibi.

İnsan bedeninin dış etkenler karşısındaki refleksi ile insan karşısında dış dünyanın refleksi aynı. Hem de kainatın, insanın büyültülmüş bir hali olduğunu söyleyen kadim bilgiyi doğrulayacak şekilde aynı. Buna göre insan kainatın küçültülmüş bir örneği, kainat ise insanın büyültülmüş halidir.

Yani yeryüzü canlıdır. Denizleri ve karalarıyla canlı. Onlar da tıpkı su ve çiçeklerde olduğu gibi söz ve davranışlardan etkileniyor. Güzel söz ve davranışlar karşısında daha güzelleşiyor, gevşiyor ve sükunetli oluyor; kötü ve çirkin davranış ve sözler karşısında da gergin ve kasvetli duruyorlar.

Bu davranışlar bireysel olduğunda etkisi de sınırlı kalıyor. Ancak asıl altı çizilmesi gereken husus, güzel ve kötü davranışların toplumda yaygınlaşması. Rahatsız edici söz ve davranışlar yaygınlaştıkça, bu davranışlarda bulunan insanların sayısı arttıkça, su ve toprak insanların çirkinliklerine şahit olmaya devam ettikçe deniz ve karalarda da gerginlik ve kasvet hissedilir şekilde artıyor. Bir hareketlenme meydana geliyor denizlerde, karada, yer kürede. İnsanın kimyasının bozulması gibi kimyası bozuluyor yeryüzünün. Anâsır-ı Erbaa -su, ateş, toprak ve rüzgar- hırçınlaşıyor.

Yeryüzünün kimyasını bozan şey, insanların söz ve davranışlarını şekillendiren ahlak yapısıyla ilgili. İnanmak ya da inanmamak ayrı, ama ahlaksızlık başka bir şey. İçinde bir rahatsız ediciliği, bir günahı, hem de günahta ısrarı barındırıyor. Her günah, bir kasavet, bir rahatsızlık oluşturuyor. İşleyende, işlenen yer ve işlendiği atmosferde. Havası değişik olur ahlaksızlık yapılan yerin. Ahlaksız kişinin, günahta ısrarcı kişinin çehresi de farklıdır. İçi dışına sızmıştır. Yüzünde, gözlerinde bir donukluk vardır. Karalanmış gibidir yüzü.

Aydınlık değildir.

İşte ahlaksızlıkla ortaya çıkan bu ruh hali daha fazla insana sirayet ederek yaygınlaşmaya başlarsa, deniz ve karalarda bir bozulma meydana gelir. Her şeyin özünde normal durumdan kasvetli ve gergin bir hale geçişten ötürü bir farklılaşma oluşur. Nasıl güzel güzel söz ile çirkin söz arasında, iyi davranış ile kötü davranış arasında fark varsa, sükunetli bir duruş ile gergin bir duruş arasında da fark vardır. Denizin çarşaf çarşaf olması ile hırçın olması arasında da fark vardır. Mutlu kişi ile ruhen çökmüş kişi arasında da fark vardır. Sakin kişi ile öfkeli kişi arasında da fiziki farklar vardır. Dolayısıyla her fark esasında bir hareketlenmeyle beraber vardır. Bir enerji birikimi olur her kasvetle birlikte. Enerji arttıkça, gerilim artar. Bir rahatsızlanma başlar ve devam eder.

Sonra felaketler… Sanki bir irade, insanlardan bazılarını, şefkatinden uyarıyor, bazılarını da cezalandırıyor.
Önceki toplumlar, ahlaksızlığın yaygınlaşmasının ardından hep benzer felaketlere maruz kaldılar.
Allah’ın hoşgörü, bağışlama ve acıması en çoktur. O, kulunu kendi arzında kendisine inanmadığı halde, onun rızkını eksiltmeden vermeye devam ediyor. Buna rağmen insan, yeryüzünü hem maddeten hem manen tahripten geri durmuyor. Modern zamanla birlikte yeryüzünü nefsine ve hırsına kurban ediyor. Hem kendisini hem de insanlığı büyük bir felaketin eşiğine sürüklemeye devam ediyor.

Bugün artık insanoğlu hayat içinde çoğalan araçlar arasından sıyrılarak, kendi asli değerlerine dönmeye her zamankinden daha muhtaç. İnsan olma vasfını yeniden kazanmak durumunda. Aklına doğru bir rol biçmek mecburiyetinde. Çünkü zamanın sonlarındayız artık. Ve dünya insandan çok çekti. Bu kadar gerginlik ve kasvetin ardından, yeryüzüne ve insan ruhuna dinginlik verecek, insanı kendi sınırlarına çekecek bir sese ihtiyaç var. Belki de iplik iplik yağan yağmur gibi âleme hayat verecek, canlılık katacak bir rahmet sesine.

Bir Cevap Yazın