Gençlik ve Vuslat Duası

Hafta sonları önemli vakitlerdir büyükşehirlerde. Çok şey sığdırmak zorundasınız. Çoluk çocuk ile vakit geçirmek, çocukların kursları, eş-dost ziyaretleri, alışveriş, sosyal etkinlikler, okumalar… Liste uzayıp gider. Yani ya bunları yaparken dinlenmeyi öğrenecek ya da eve kapatacaksınız kendinizi.

Baharın ilk günleriydi. Kışın soğuk nefesi her an hissettiriyordu kendisini. Pazar gününün bir kısmını Üsküdar’a geçip büyük dayımı ziyaret etmeye ayırdım. Yol boyunca hem dolu hem yağmur yağışına şahit oldum. Hem de içimi ısıtan güneşe. Güneşle birlikte yeşilin tüm tonlarını görebilmek mümkündü. Boğaz köprüsünden geçerken İstanbul bir masal kenti gibi duruyordu.

Arabada ‘Düşünen Şarkılar’ albümünü dinliyordum. Albümdeki parçaların güftesi Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi hastalarına ait. Onları bildik sanatçılar seslendirmişler. İstanbul manzarasını görünce albümde yer alan İstanbul şarkısını seç tim. Klasik bir İstanbul şarkısı kadar güzel olan şarkıyı Ahmet Özhan yorumluyordu:

‘İçimde bitmeyen bir İstanbul hasreti var.

Hayalimde İstanbul her zaman Üsküdar.’

Boğaz köprüsünü geçerek Altunizade’ye doğru yol aldım. Niyetimde dayımın hayır duasını almak vardı. Kalp yetmezliği tanısı konmuştu. Pil takılacakmış kalbine. Ama genel durumu iyi olmadığı için bir müddet hastanede misafir etmişler. Ameliyat için gün bekliyordu.

Yağmur zaman zaman şiddetini artırıyor ve yağmur suları yol kenarlarından bir hışımla akıp gidiyordu. Bense su birikintilerine dikkat ederek kimseye zarar vermemeye çalışıyordum.

İleride bir yaşlı adam dikkatimi çekti. Otobüs durağının hemen önünde yol üzerinde durmuş. Bir elinde bastonu vardı. Diğer eliyle geçen arabalara işaret ediyordu. Önce su birikintisinden korunmak için yola indiğini düşündüm. Yanından geçen araçlar hafifçe yavaşlıyor ve sonra yollarına devam ediyorlardı.

Ona iyice yaklaşınca durdum. 80-85 yaşlarında, beli bükülmüş bir dedeydi. Sağ ön camı indirip ona nasıl yardım edebileceğimi sordum. 

Arabaya iyice yaklaştı ve eliyle yüz metre ileride bulunan camiyi işaret ederek,

-  ‘Beni, şu caminin oraya kadar götürür müsün?’ diye sordu.  

-  ‘Elbette’ dedim. Ön kapıyı açtı, sol ayağını attı, oturdu ve öylece bekledi biraz. Sonra gücünü toparlayıp önce bastonunu ardından sağ ayağını içeri aldı. Kapıyı kapatırken ince bir serzenişte bulundu: 

-  ‘Burası Amerika’ya benzemeye başlamış.’

-  ‘Neden?’ diye sordum.

-  ‘Hiçbir araç durmuyor, taksiler bile durmadı’ diye cevap verdi. Gönlünü almak için,

-  ‘Ben durdum ya dedeciğim’ dedim sol dizine hafiften dokunarak.

Tatlı ve nurani bir çehresi vardı. Bir İstanbul beyefendisiydi sanki.

Koltuğa iyice yerleştikten sonra, şöyle bir yüzüme baktı ve

-  ‘Gençliğinin kıymetini biliyor musun?’ diye sordu. Bedeninin ruhuna yetişememesinden muzdaripti anlaşılan.

-  ‘Tam değil’ dedim. ‘Onun kıymetini maalesef o elimizden kaçınca öğreniyoruz’.

-  ‘Henüz, birçok şey yapabilecek durumdayken, kulluk vazifelerini hakkıyla ve layıkıyla yerine getirme hususunda titizlik göster’ dedi.

Neyi kaybettiğini biliyordu. Neyi elinden kaçırdığının bilgisine sahipti dede.

Biraz ilerideki ışıkları işaret ederek,

–  ‘Tamam, beni şu ışıklara varmadan indir’ dedi. Sağa doğru yanaştım. Kırmızı ışık yanıyordu.

Kısa mesafe tez bitmişti. Bu kadar dar bir zamanda hayatla ilgili en etkili hatırlatma belki de böyle yapılabilirdi.

Kapıyı açarken dua etmesini istedim. Bana, eşime, çocuklarıma. İslam üzre bir hayat sürmemiz ve hüsn-ü hatimemiz için dua etti. Mutlu oldum doğrusu.

Kendi dünyasındaki en önemli iki şey için dua etmişti. Bir mü’min gibi yaşamak ve bir mü’min gibi ölmek.

‘Amin’ dedim bütün hücrelerimle.

İneceği vakit ben de,

–  ‘Allah size, hayırlı uzun ömürler versin dedeciğim’ dedim.

Gülümsedi.  

–  ‘Allah bana uzun ömürler verdi oğlum’ dedi. ‘Şimdi hayırlı bir ölüm nasip etsin istiyorum’.

–  ‘Amin’ dedim duasına iştirak ederek ve ekledim:

–  ‘Allah size, ahirette de iyilik ve güzellikler versin’.

Yeşil ışık yandı ama dörtlüleri yakıp, dedenin karşıya geçmesini bekledim.

Yaşlı, beli bükülmüş ve yürümekten acizdi. Bu haliyle bazen taksiyle bazen de geçen araçlardan rica ederek yüz metre ilerdeki camiye gitmeye çalışıyordu. Amacı vakit namazını camide, cemaatle eda etmekti. Başka bir şey değil.

O, karşıya geçinceye kadar seyrettim. Sağlığımdan, gençliğimden ve kendimden utandım.

O, hayatın ve ölümün sahibine kavuşmak istiyordu.

Dünya sürgünü uzamasın.

Vuslat gerçekleşsin istiyordu.

Bir Cevap Yazın